Türkiye Cumhuriyeti

Varşova Büyükelçiliği

Icon Bize yazın...

KONSOLOSLUK ÇAĞRI MERKEZI NUMARASI:

+ 90 312 292 29 29

Bizi takip edin:

Konsolosluk Şubemiz Başvuru Kabul Saatleri:


Konsolosluk Şubesi Şahsi Başvuru saatleri : 09:30 – 12:00, Telefonla bilgi alma saatleri : 14:00 – 16:30, Telefon:+48 22 854 61 11



Icon
Icon

Bilgi Notları

Polonya'nın Tarihçesi , 08.02.2016

Vistül Irmağı Havzasında yaşayan Slav boylarının M.Ö. yaklaşık 2000 yıllarında farklı yönlere göç etmeleri sonucu genellikle Doğu, Batı ve Güney Slavları olarak adlandırılan değişik gruplar oluşmuştur.

Hristiyanlığın ilk yıllarında batıya göç eden gruplar verimli Elbe nehri vadisine ulaşarak kuzey yönünde Baltık Denizi’ne kadar ilerlemişlerdir.

                           
Bu grupların en büyüğü ve örgütlüsü Polanie, güç kullanarak kendi dışındaki diğer grupları birleştirmeye başlamıştır. Polanie adının “ova” anlamına gelen “Pole” sözcüğünden geldiği sanılmaktadır. Polonyalılar, Batı Slavların Polanie tarafından oluşturulan birliğinden gelmektedirler.

Polonya, özellikle 1386’da Litvanya Prensi Jagiello ile Lehistan Kraliçesi Jadwiga’nın evlenmesinin sonucu olarak Litvanya ile birleştikten sonra güçlenmiştir. Polonya bu genişlemeden sonra Prusya, Rusya, Çekya, İsveç ve Osmanlı İmparatorluğu ile çatışmaya başlamıştır. Devlet, uzun süren savaşlarda güç kaybederek 1772, 1793 ve 1795’de Prusya, Rusya ve Avusturya tarafından bölünerek paylaşılmıştır. Polonya 1795’ten sonra siyasi bir varlık olarak ortadan kalkmıştır.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra 1918’de bağımsızlığına yeniden kavuştuğunda, kısa bir parlamenter demokrasi geçirmiştir. İstikrarsızlık içinde geçen bu dönemin ardından Mareşal Pilsuldski yönetime el koyarak otoriter bir rejim kurmuştur. İki savaş arası dönemde ülkede nüfusu 8 milyonu bulan Ukraynalı, Beyaz Rus, Litvanyalı, Alman ve Rus azınlıkların varlığı sosyal, siyasi ve ekonomik sorunları beraberinde getirmiştir. Gdansk şehri halkının çoğunluğu Alman olduğu için kent Danzig adını almış ve Milletler Cemiyeti’nin denetiminde bir açık şehir ilan edilmiştir. Doğu Prusya ise Alman Pomeranyası’ndan “Polonya Koridoru” ile ayrılmış bir “enclave”a dönüşmüş ve Hitler Almanyası döneminde Polonya’nın güvenliğine en büyük tehdidi oluşturmuştur. Almanya ile Rusya’nın güç kazanmalarıyla, 1930’ların sonunda Polonya bu iki devlet tarafından dördüncü kez paylaşılmıştır. Almanya’nın Polonya’yı işgali II. Dünya Savaşı’nı başlatmıştır.

Savaş sonunda tamamen Sovyet kuvvetlerince işgal edilen Polonya, Varşova Paktı ve Comecon  gibi örgütler içerisinde sıkı işbirliğinde bulunduğu Sovyetler Birliği’nin yer aldığı ideolojik Doğu Bloku’nda yer almıştır.  II. Dünya Savaşı sonunda varılan antlaşmalarla Polonya’nın eski doğu topraklarının Sovyetler Birliği tarafından ilhak edilmesi, buna karşılık ülkenin batı sınırının 1945 Postdam Konferansı’nda Alman topraklarını kapsayacak şekilde Oder-Neisse nehirleri ile belirlenmesi Polonya sınırlarının batıya doğru kaymasına yol açmıştır. Batı sınırı, 1970’de imzalanan bir antlaşma ile Federal Almanya tarafından tanınmıştır.

1956-1970 yıllarında ortaya çıkan ayaklanmalar sonucunda ülke liderliğinde bazı değişiklikler meydana gelmişse de Polonya, tek parti sisteminin çöküşüne kadar Sovyetler Birliği yanlısı bir yönetim izlemiştir. Bu çöküşte Dayanışma Sendikası’nın 1980’lerde verdiği mücadele önemli rol oynamıştır.

Kardinal Karol Wojtyla’nın 1978’de Jean Paul II adıyla Papa seçilmesi ve Haziran 1979’da Polonya’yı ziyareti olayların gelişiminde dönüm noktasını oluşturmuş, Polonya halkında birlik ruhunu güçlendirmiştir. Toplumun Katolik inancı dolayısıyla ülkenin Vatikan ile güçlü bağları ve Batı kültürü, Polonya’da milli bilincin ve özgürlük arzusunun canlı kalmasında önemli etkenler olmuştur. 1980’de ülkeyi büyük bir grev dalgası başlamış ve Lech Walesa, Gdansk tersanesindeki grev komitesinin liderliğini üstlenmiştir. Komünist yönetim, işçilerin öne sürdükleri ve aralarında sansürün kaldırılması ve serbest işçi sendikalarının kurulmasına izin verilmesi taleplerinin de yer aldığı 21 madde üzerinde işçilerle müzakereye girişmek zorunda kalmıştır. İki ay içinde, 10 milyon üyesi bulunan ve bir reform ve bağımsızlık hareketi niteliğini taşıyan Dayanışma Sendikası ortaya çıkmıştır.

Dayanışma Sendikası ile Polonya İşçi partisi arasında çekişmeler, reformların parti tarafından engellenmesi, bozulan ekonomik koşullar ve grevlerle geçen 18 aydan sonra 12 Aralık 1981’de sıkıyönetim ilan edilmiştir. Sansürü ve parti propagandasını geçersiz kılan birçok yeraltı gazetesi ortaya çıkmıştır. Kilise bu dönemde de önemli bir rol oynamış, toplantıların ve milliyetçi gösterilerin yapıldığı yer haline gelmiştir.

Sıkıyönetim, Polonya’nın karşı karşıya olduğu siyasi ve ekonomik sorunlara hiçbir çözüm getirememiş, buna mukabil toplumsal direniş ve muhalefet giderek güçlenmiştir. 1983’de Walesa, Nobel Barış Ödülü almıştır. 1988’de Polonya’yı yeni bir grev dalgası sarmıştır. 1989’da yönetimle muhalefet arasında Kilise’nin arabuluculuğuyla yuvarlak masa toplantıları düzenlenmiştir. Elverişli bir uluslararası ortamın varlığı, Sovyetler Birliği’nde “perestroika” ve Batılı devletlerin Polonya’da reformlara verdiği destekle başlatılan bu görüşmeler sonucunda, Walesa’nın çabalarıyla Sovyet Bloku’nda Marksist ideolojiye bağlı olmayan ilk hükümet Mazowiecki’nin başkanlığında kurulmuştur.

1989’dan itibaren Polonya demokratik yönetime geçmiştir. Polonya’nın deneyimi diğer Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde de değişimi hızlandıran bir etki yapmıştır. Soğuk Savaşın sona ermesiyle Avrupa’daki yapısal değişiklikler Polonya’ya da yansımıştır. 1999 yılında NATO üyesi olan Polonya, 2004 yılı Mayıs ayında AB üyesi olmuştur.